fi altinoran

Altın Oran. Benim en büyük kurtarıcım ve yaşam alanımda olmasını istediğim en büyük takıntım. Olmazsa olmazım, olmazsa eğer her şeyin değersizleştiğini düşündüğüm garip bir formül… Yeteneksizliğimi örten, yaptığım tasarımlara kalite katan tek silahım. Ya da bunların hepsi saçma ben de herkes gibi sadece bu dedikoduya inanmış bir takıntılıyım!

Her zaman iyi bir tasarımcı olmak istedim. Resme, grafiğe, tasarıma her zaman bir merakım oldu. Kısmen yetenekli de sayılırdım fakat bu benim yine de iyi bir tasarımcı olduğumu göstermiyor tabi. Küçüklükten resme yeteneğim vardı. Bir şekilde yönlendirmediğimiz gibi bende üstüne gidip geliştiremedim. Kör bir yetenek olarak kaldı bu yetenek. Bu kör yetenek ile yine de bir şeyler yapmaya çalıştım. Zaman zaman işler aldım, geçimimi bu yönde kazanmaya çalıştım. Tabi basit tasarım çalışmaları yaptığım aşikar! Ne zaman sıfırdan çizim gerekiyor işte o zaman çuvalladığım bir gerçek! Belli bir yaştan ve diğer mesleki yeterliliklerden sonra ayrıca tasarıma yönelmek mantıklı mıydı? pek değildi! İşimi görecek düzeyde minimal tasarımlar yaptığım sürece işimi bir şekilde görürdüm. Minimalist yapım itibari ile zaten çok detaylı tasarımları hiçbir zaman beğenmedim. Kurumsal bir marka oluştururken tasarladığım logolarda genelde bu yolu izledim. Bazen düz yazı ile kurumsal logolar yaptığım bile oldu ki bunun detaylı tasarlanmış bir logodan daha kurumsal ve güçlü durduğunu her zaman savunurum. İlk zamanlarda çok işe yaramadı tabi bu minimalist tavır. Biraz süslemeye çalıştım, internette bulduğum logolar ile kopyala-yapıştır denemeleri de hep hüsranla ve kopyacılıkla sonuçlandı. Baktım olacak gibi değil sadece kurumsal fakat düz tasarımlar yapmam gerektiğine karar verdim. Ama burada da sorun vardı! Sadece görsel yetenek, algı, hatta sadece kuru laf ile bu işin pek yetmediğini anladım tabi. Benim bir silaha ihtiyacım vardı. En azından yaptığım basit işi, sahip olmadığım yeteneğimi satacak bir şeylerim olmalıydı. Zaman zaman gözüme muazzam gözüken basit bir yazı, hafif boyut değiştirince çok sıradan geliyordu. Bu basit iki yazı arasında bir tanesi nasıl olur da bu kadar güçlü durabilirdi? Aradığım cevabı internette bulduğum bir araçla ve bu aracın nasıl çalıştığı konusundaki teknik detayları öğrenmekle çözdüm. Basitliğe estetik katan, sıradanı kusursuzmuş gibi gösteren şey aslında altın oran‘mış… Daha önce çok kez duydum Altın Oran kavramını fakat teknik olarak hiç bir zaman kullanmamıştım. Derin bir araştırmadan sonra ve etrafımda beğenerek gördüğüm herşeyin altın oran ile tasarlandığını fark ettim. Farkında olmadan ev içinde dizdiğim mobilyaların, beğendiğim bir çerçevenin, beğendiğim bir kutunun ölçümlerini yaparak hepsinde altın oran ortak özelliğini keşfettim. Aslında beğendiğim tamamen altın oranmış. Hatta ben bu altın oran konusunu farkında olmadan öğrenmiş ve bunu takıntı haline bile getirmişim. Bu durumu çok çalıştıktan sonra tüm tasarımlarımda altın oran kullanmaya başladım. Özellikle bir logo siparişinde yaklaşık 10 dakika içinde “altın oran” ile tasarlanan bir logonun (basit bir logonun) saatlerce çalışılan daha detaylı logolardan daha baskın olduğunu gördüm. Sadece benim kafamda değil, müşteri kafasında da bu çok baskın geldi. Silahımı bulmuştum! Yeni silahım; benim gibi “kopyala-yapıştır”cı dandik tasarımcıları bile “yılın tasarımcısı” yapan Altın Oran’dı! Ve en büyük avantajım gerçek tasarımcıların çoğunun bile bunu henüz kullanmıyor hatta kullanmayı saçma buluyor olmasıydı… Bu anlattıklarım hikaye mi gerçek mi , inanmalı mı kısmen mi inanmalı tüm yönleri ile Altın Oran’ı biraz açalım.

ALTIN ORAN NEDİR?

Peki benim bu güçlü silahım Altın Oran nedir?

Altın Oran ‘ın matematiksel ifadesi;

Altın oran, matematik ve sanatta, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Bir diğer adıyla güzelliğin evrensel boyutu.

Altın Oran, matematik biliminde pi (π) gibi irrasyonel bir sayıdır. Ondalık sistemde yazılışı; 1.618033988749894… dür. Altın Oranın ifade edilmesi için kullanılan sembol, PHI yani Φ’dir.

Altın oranın ondalık gösterimindeki ilk 1557 basamağı:
1.618033988749894848204586834365638117720309179805762862135448622 70526046281890244970720720418939113748475408807538689175212663386 gibi bir rakam. Bu rakam; bütünün parçaları arasında gözlemlenen, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Daha yalın bir ifade ile altın oran, büyüğün küçüğe olan benzer ve kusursuz oranı olarak adlandırılabilir.

Altın Oran’ın tarihi eski Mısırlılara ve Antik Yunanlılara kadar uzanıyor. Oldukça eski bir tarihi olan altın oran tabi ilk kullanılmaya başlandığı zaman matematiksel bir ifadeye karşılık gelmiyormuş. Ünlü mimarların, dönemin mühendislerinin, sanatçılarının göz kararları ile tespit ettiği, içgüdüsel olarak bulduğu bu oran, onlar için oldukça sihirli bir yetenek gibi. Bu yeteneği ilk kez kullandığı düşünülen kişi,  Yunan heykeltıraş ve matematikçi Phidias (M.Ö. 500, M.Ö. 432) . Tabi bu bir düşünce. Bu düşünceyi doğrulayan kanıtlar ise; Antik Yunan’dan günümüze kalan yapılar arasında en iyi bilinen Parthenon ‘da yer alan heykeller. Phidias ‘ın, Parthenon için yaptığı heykellerin tamamında Altın Oran kullanmış olması, onun bu oranı keşfedip bilerek kullandığının en büyük göstergesi. Altın Oranı ilk kez formüle eden ise Platon (M.Ö. 428, M.Ö. 347). Platon , Altın Oran’ı matematiksel ilişkilerin evrensel bağlayıcısı olarak kabul etmiştir. Daha sonra, Öklid (M.Ö. 365), Altın Oranı kullanarak bir pentagram oluşturmuştur. Ayrıca “Elementler” adlı kitabında, bir doğruyu 1.618’inci noktasından bölmekten bahsetmiş ve bunu, bir doğruyu ekstrem ve önemli oranda bölmek diye adlandırmış.

Altın Oran sadece insan yapılarında değil, canlıların, doğanın hatta evrenin bir çok noktasında doğal oluşum olarak göze çarpıyor. Matematiğin eski kuramcıları da doğanın işleyiş yasalarını, varoluş ve nedenleri açıklamak için sürekli bu sayıları kullanmışlar. Buldukları kimi evrensel kodları ise Altın Oran, Altın Sarmal, Phi sayısı, Fibonacci Dizilimi gibi sayıların dizilim kalıplarıyla açıklamışlar. Özellikle Leonardo Fibonacci, yaygın olarak ismiyle Fibonacci kendi bulduğu ve ismini verdiği sayı “Fibonacci sayısı” nın hikayesi şöyledir; Fibonacci birgün arkadaşının çiftliğinde tavşanları izler. 2 Aylık yavrulamaya başlayan 1 çift tavşanı düşündüğünde buna göre 100 ay sonra kaç tavşanlarının olacağı konusunda tartışmaya başlarlar. Bunu bir matematik formülü ile açıklamaya çalışan Fibonacci,  hangi ayda kaç tavşanın olduğunu öğrenmek için; ondan önceki iki ayı toplayıp sonuca ulaşmamız gerektiği kanısına varır. Bu çabası sonucunda kendi adını verdiği sayıları bulur. Bir Fibonacci sayısının kendisinden önceki sayıya bölümü ile elde edilen sonuç 1,618 yani Fi sayısına denk gelmektedir. Fibonacci’nin bu tezi ile doğadaki işleyişin temelinin Altın Oran ile olduğu kanısı ortaya çıkmış.

Altın Oran ın görüldüğü yerler

Sıkıcı Matematik detaylarından sonra doğada bulunan doğal, fark etmediğimiz kusursuz Altın Oran tespiti yapılmış öğelere bakalım.

Çiçek yaprakları: Bazı çiçeklerdeki yapraklarının sayısı Fibonacci dizilimini takip eder. Özellikle Papatya, Ayçiçeği gibi merkezden dışarı sarmak oluşturarak ortaya çıkan çiçekler birbirine Altın Oranı verir. Ve bu çiçeklerin çoğu insanlar tarafından güzel algılanan çiçeklerdendir.

Yapraklar Ve Altın Oran – Kusursuz Yaratılış
Papatya

Tohum kafaları: Çiçek tohumları genellikle merkezden üretilir ve alanı doldurmak için dışa doğru açılırlar ve bu paterni takip eder.
Çam kozalakları: Tohum kabuklarının sarmal biçimi, zıt yönlerde yukarı doğru çıkar haldedir ve birine altın oran uyumu vardır.

Çam Kozalaklarıyla İlgili Daha Önce Hiç Duymadığınız 11 Enteresan ...
Çam Kozalak yapısı

Ağaç dalları: Ağaç dallarının oluşumu veya bölünmesi Fibonacci dizisinin bir örneğidir. Kök sistemleri ve algler bu oluşum modelini göstermektedir.
Kabuklar: Salyangoz kabukları gibi birçok kabuk Altın spiral için mükemmel örneklerdir.
Spiral Galaksiler: Samanyolu’nun her biri 12 derecelik bir logaritmik spiral olan bir dizi spiral kolu bulunur. Spiralin şekli Altın spiral ile aynıdır ve Altın dikdörtgen herhangi bir spiral galaksinin üzerine çizilebilir.
Kasırgalar : Kabuklara çok benzer, kasırgalar genellikle Altın spiral görüntülerdir.
Hayvanlar: Yunus, denizyıldızı, kum doları, deniz kestanesi, karınca ve bal arısı gövdeleri altın orana sahip diğer hayvanlardır.
Arı kovanları: Arı Kovanlarında yaşayan dişi arıların sayısı erkek arıların sayısına bölündüğünde ortaya altın oran çıkmaktadır.

İnsanlarda ise Altın Oran hiç fark etmediğimiz hemen hemen vücudumuzun her yerinde var…

Başımız: Saçlarımızın çıktığı düğüm noktası denilen bir nokta vardır. Bu noktadan çıkan saçlar doğrusal yani dik değil, bir spiral, bir eğri yaparak çıkmaktadır. İşte bu spiralin tanjantı yani eğrilik açısı bize altın oranı veriyor

Vücudumuz: İnsan vücudunun bir parçası olan kolları dirsek iki bölüme ayırır (Büyük(üst) bölüm ve küçük(alt) bölüm olarak). Kolumuzun üst bölü- münün alt bölüme oranı altın oranı vereceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı veriyor. Ayrıca İnsan göbeğinden ayak tabanına ve kafanın tepesinden göbek deliğine ölçümü yine Altın oranı veriyor.
Parmaklar: Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı veriyor.
DNA molekülleri: Bir DNA molekülü, çift sarmal spiralin her tam devresinde 34 angstrom’u 21 angstrom ile ölçer. Fibonacci serisinde, 34 ve 21 ardışık sayılardır.

Yapay olarak üretilmiş Altın Oran’a sahip bilinen en hatırlanan ve beğenilen eserler ise;
MÖ yapılmış bilinen en eski yapılardan Mısır piramitleri tamamen altın orana göre inşa edilmiş. Her bir mısır piramidinin tabanı yüksekliğine oranı altın oran’ı verir.
İlk çağlardan beri bilinen en eski tapınaklardan biri olan Parthenon tapınağı ve ve tapınak için yapılmış heykellerde Altın Oran uyumu görmek mümkün.
Paris’teki Notre Dame binası 1163 te, Hindistan daki Tac Mahal 1648 de ve geçmişten günümüze taşınmış pek çok binada ve günümüzde inşa edilen binalarda bu oran dikkate alınmıştır ve alınmaktadır. Türk mimarisinde ise Altın Oran’ı en uygun şekilde kullanan mimarımız akla hemen geleceği gibi Mimar Sinan ! Zaten Mimar Sinan’dan başka övüneceğimiz pek mimarımızda yok gibi… Mimar Sinan’ın inşa ettiği Süleymani ve Selimiye Cami lerinin minarelerinde Altın Oran görünmektedir. Öklit geometrisi çok iyi bilen Mimar Sinan, yapılarında estetik açısından Altın Oranı kullanmış olsa da sağlamlık açısından geliştirdiği kendine has bir başka formülü daha var. (Bu formül ve Mimar Sinan,  araştırdığım ve bana farklı gelen konulardan bir tanesi olduğundan dolayı daha sonra daha detaylı sadece bu konu ile ilgili bir yazı hazırlayacağım)

Altın Oran ‘ın günümüzde daha yaygın şekilde tanınmasında rol alan asıl eser Mona Lisa tablosudur. Leonardo Da Vinci ‘nin Mona Lisa olarak adlandırılan bu tablosu, İtalya Rönesansı yıllarında 1503 yılında yapılmış bir eser. Tablonun orijinal boyutları, yani hem eni hemde boyu bizlere altın oran olduğu bilgisini verir. Bu tablonun her bir bölümü, ayrı ayrı Altın Orana göre çizilmiş. Kusursuz güzelliği ve bugüne kadar gelen geniş beğeni durumu belki de yine bu orandan kaynaklı.

Mona Lisa Tablosu Aslında Ne Anlatıyor ? | Keyfi Sanat

Da vinci sadece Mona Lisa eserinde değil birçok eserinde Altın Oranı kullanmış ve bu yüzden Fi denildiği zaman ilk akla gelen isimlerden bir tanesi olmuştur. Da Vinci ressamlığı yanında aslında gerçek bir dahiydi. Gördüğü herhangi bir parçayı bütünleme, her hangi bir bütünü ise parçalama ve tekrar yaratma konusunda mükemmel bir beyindi. Bu dahiyane bakışları ile insan yüzünden, kollarına kadar, kol kaslarından parmaklara kadar her bir detayı ve bu detayların birbirine olan oranını incelemeyi ve çizmeyi çok severdi. Bu yüzden bu oranı en net şekilde Salvador isimli eserinde verdi.

salv
Salvator Mundi-Leonardo Da Vinci (1490–1500)

Salvador adlı eserde kullanılan birden fazla farklı yerde kullanılan bu oran onun bu eseri en belirgin eser yapmıştır. Aşağıda vermiş olduğum videoyu ayrıca izlemenizi öneririm…

Ayrıca Da Vinci’nin altın oran ve insan vücudunu görebilme konusunda ki yeteneği defteri arasında ilginç eskizde çok bellirgin! Da Vinci’nin günlük sayfasında, eskiz olarak bulunan bu parça, çalışmalarından belki de en dikkat çekeni. İnsan vücuduna ve vücuttaki oranlara duyduğu merak, günlüğüne böyle yansımış Da Vinci’nin…

vit
Vitruvian Adam-Leonardo Da Vinci (1490)

 

Altın Oran Gerçekten Kusursuz mu?

Altın Oran hem tarihte hem günümüzde halen geçerli bir güzellik kriteri. Geçmişte tasarlanan sanat eserlerinde kullanılan bu oran ve bu kullanım sonrasında ortaya çıkmış, çok büyük bir çoğunluk tarafından beğenilmiş  eserlerin referansı, bugün halen daha yeni üretilen birçok üründe güzellik kriteri. Özellikle ilk çıkan ipot ve iphone lar altın orana göre tasarlanmış, tasarım konusunda insanlığı gerçek anlamda etkisi altına almıştı. Bununla ilgili Steve Jobs’un aylarca çalıştığı, altın orana en yakın ürünleri tasarlayabilmek için gerekirse performanstan bile ödün verdiği bilinmektedir. Peki bu kriter gerçekten doğru mu? Başyapıt olan tüm eserlerin zaten altın orana göre tasarlanması bir gereklilik mi? Veya bizler tüm bu dedikodunun esiri olmuş “heh altın oran evet bu tasarım bambaşka” diyebilecek şekilde gafil mi avlanıyoruz? Gerçekten mi beğeniyoruz yoksa beğenmek zorunda olduğumuzu mu hissediyoruz? Tüm bu tarihe damga vurmuş eserler küçük bir sapma ile Altın Oran dışına çıksa beğenmeyecek miyiz? Altın oran tasarımın bir miti mi? Bunu hiç düşündük mü?

İşte geldik yaptığım araştırmanın ana fikrine! Ortaya attığım iddiaya ve bu iddianın temellerine… Altın Oran’ın neden kullanıldığı, neden ısrarla kullanılmak istendiği ve neden bize inkar edilemez güzellikte olduğuna…

(Yazının bundan sonraki kısmı, kısmen bilimsel araştırma, kısmen benim ortaya attığım iddialarımdır) 

Öncelikle altın oranın matematiksel ifadesine tekrar bakalım. Evet fi diye bir oran ve bu orana karşılık gelen bir sayı var fakat irosyonel bir sayı var…

İrrasyonel sayılar, rasyonel sayılar kümesine dahil olmayan gerçek sayılardır. Payı ve paydası birer tam sayı olan bir kesir olarak ifade edilemeyen bu sayıların ondalık açılımı, kendini tekrar etmeden, sonsuza kadar sürer.

Dolayısı ile bu sayı hiç bir zaman tam olmayacağı gibi herhangi bir tasarımda tam olarak hesaplanamaz. Yani aslında hiç bir tasarım Altın Oran değildir sadece ona yakın bir oran olabilir. Dolayısı ile altın oran olarak düşündüğümüz her bir tasarım küçük farklılıklarda olsa bile birbirinden ayrı olmak zorundadır. Tüm evrenin güzel kısımları bu altın orana göre biçimlendiği gerçeği bilimsel olarak bu noktada aslında biraz çürüyor. Stanford Üniversitesi’nde matematik profesörü olarak çalışan Keith Devlin,  de “Gerçek dünyadaki her hangi bir şeyin, kesin konuşmak gerekirse, altın orana uyması mümkün değil, çünkü altın oran irrasyonel bir sayıdır” diyor.

Daha standart büyüklük oranları kullanarak bu değere yakınlaşmak mümkün olabilir. İpad’ın 3:2 görüntü ortamı, HDTV’nizdeki 16:9 görüntü oranı, Devlin’e göre “bu değerler etrafında dönmektedir” Gerçek dünyada mükemmel bir çemberi bulmak nasıl mümkün değilse, altın oran da gerçek dünyadaki herhangi bir nesneye uygulanamaz. Yani her zaman biraz eksik kalır.

Gelelim işin güzellik olarak algılandığı kısıma. Tamam ortada bir matematik var, belli düzene göre yapılmış veya doğal olarak oluşmuş tasarımlar ve oranlar da var. Fakat altın orana sahip bu öğe illa 1.618 i verdi diye neden güzel olsun ki? Ne yani boş bir dikdörtgen oranlandığı zaman 1.618’i verdi diye bu dikdörtgene aşık mı olacağım? Veya neden buna aşık oluyorum, ruh hastası mıyım? Nedir bu orana sahip her şeyin bende yarattığı güzellik algısı?

Güzellik tam olarak nedir?

Şimdi  Altın Oran’dan apayrı bir konuya biraz giriş yapalım… Güzellik nedir? Neye güzel deriz? Güzelliği ne belirler?

Bu konu ilk insan türlerine kadar uzanıyor. Genetik bir kodlama içinde yer alan güzellik kavramı, bu yazının asıl konusu olmasa da ana fikre ulaşmak için özet bilgi gerektiren bir konu.

İnsanlar yeryüzündeki dört milyon yılı aşkın tarihlerinin çok büyük bölümünde,  bitki ve hayvanları evcilleştirmeye başladıkları 10.000 yıl öncesine dek, çevrelerinde buldukları yabanıl bitkileri toplayıp yaban hayvanları avlayarak, yani avcı-toplayıcılar olarak yaşamışlardır. Bu görev özellikle Homo Sapiens (modern insan) türlerinde daha takım halinde ve cinsiyetler arası görev dağılımı şeklinde ilerliyordu. Erkekler avcı, kadın ise çocuk büyüten ve bulunduğu coğrafyayı gözetleyen bekçi konumundaydı. Erkeklerin avcılık yeteneği, coğrafyalarından ayrılıp günlerce, haftalarca avlanıp tekrar geri gelmeleri onların vücutları üzerinde doğal spor etkisinden kaynaklı, kadınlara oranla daha fazla kas kütlesi etkisi yaratırdı. Daha fazla kas kütlesi olan erkek hem kadın üzerinde hem de kendinden daha güçsüz olan bir erkek üstünde baskın etki yaratırdı. Hayatların devamlılığını avcı olan erkeklerin getirdiği yiyecekler ile devam ettirmek zorunda kalan kadınlar için ise erkekler bir tanrı gibiydi. En güçlü erkeğe sahip kadın, bir diğer kadına göre ayrı bir konumdaydı. Erkek olmadan yaşayamayacağını düşünen kadın içgüdüsel olarak kendini bir şekilde bir erkeğe beğendirmek zorundaydı. Onun hayran olduğu vücuda yakın bir vücut ile oranlanırsa erkeğin onu beğeneceği düşüncesine hakimdi. Günümüzde bile hala “kaslı erkek” ,”fit kadın” algısının kökeni aslında insanlık tarihinin ilk yıllarına dayanıyor. İdeal erkek güçlü ve kaslı, ideal kadın ise erkek vücuduna yakın en fit kadın olmalıydı. İnsanlığın temelinde atılan bu güzellik kavramı zamanla sanata da yansımış, bu yüzden süs eşyası olarak kullanılan heykeller bile o dönemin gerekliliği kaslı erkek ve fit kadın detaylarından oluşturulmuş.

Görüldüğü gibi güzellik kavramının temeli aslında bir ihtiyaca ve bu ihtiyacı giderecek insanların vücut tiplerine dayanıyor.  Bu iç güdülerin oluşturduğu güzellik kavramı ta ki günümüze kadar bu şekilde taşınmakta. Günümüzde ne kadar kaslı erkeklerden hoşlanan kadınlar olsa da aslında büyük bir çoğunluk artık aksini iddia etmekte, kasları yerine beyni daha güçlü, bilgili, zeki hatta gözlüklü erkeklerin daha çekici olduğunu savunabiliyor. Bunun nedeni ise artık avcı erkeğe ihtiyacın olmaması, yeni Dünya’nın güçten daha fazla zekaya ve bilgiye ihtiyaç duymasından kaynaklanabiliyor. Bir nevi yaşam şartlarına göre gelişen evrim sonuçları da diyebiliriz buna…

Genetiğimizde kodlanan güzellik olarak gördüğümüz ideal kadın ve erkek ölçüleri yani “güçlü erkek/fit kadın” olarak belirlediğimiz vücut ölçüleri, (çeşitli hayat şartlarından dolayı deforme olmadığı göze alındığında) gövde, kollar ve bacaklar oranlandığında aslında yazının ana fikri olan Fi sayısını veriyor. Yani etrafımızda gördüğümüz genel olarak toplumun büyük çoğunluğu tarafından beğenilen erkekler/kadınlar , insanlık tarihinde avcı toplum dönemlerinde güçlü erkek ve kadın olarak nitelendirdiğimiz vücut şekillerine karşılık geliyor. Ve bu bahsettiğimiz vücut şekilleri oranlandığı zaman Fi sayısına karşılık gelen bir rakam oluşmaya başlıyor.

Güzellik anlayışımızın temeli; herhangi bir şeyin bu orana sahip olmasından değil, içgüdüsel olarak ihtiyacımız olan kişinin vücut ölçülerine benzemesi ile alakalı olabilir.

Evrensel güzellik anlayışımıza örnek vermek gerekirse Eski Yunan felsefesine göre ‘kusursuz’ olan altın orana en uygun kadın yapılan testlere göre Scarlett Johansson seçildi. En yakın rakibi ise Kim Kardashian!

1- Scarlett Johansson<br />&nbsp;
Scarlett Johansson

 

2- Kim Kardashian
Kim Kardashian

 

Türkiye’de ise ünlüler arasında Altın Oran uyumuna en uygun erkek Kıvanç Tatlıtuğ, en uygun bayan ise Beren Saat!

kivanc kapak 16 9 1537190202 1
Kıvanç Tatlıtuğ

 

Beren Saat: Feminist çocuklar yetiştirin, feminizmden korkmayın ...
Beren Saat

Normal şartlarda sinema ve oyunculuk üzerine eğitim almamış olmalarına karşın Türkiye’nin en iyi dizilerinde boy göstermiş bu arkadaşların ortak özelliğinin “Altın Oran”a sahip olması ve sadece bu yüzden beğeniliyor olmaları, belkide onların “yetenekli olduklarını düşünmemize bile neden olan şey” olabilir…

İşte genel çoğunluğun bu insanları beğeniyor olmasının nedeni, genetiğimizde bulunan, temel ihtiyaçlarımız sonucu oluşmuş güzellik anlayışımızı belirleyen kodlarda saklı!..

Altın Oran ‘a sahip birçok şeyi neden beğeniyoruz?

Binlerce yıl öncesine dayanan altın oran yani “Fi” sayısının geçtiği her nesneyi kusursuz görüyoruz. Peki bu kusursuzluk bir matematik formülüne sahip olmaktan mı kaynaklı yoksa temel ihtiyacımız olan genetiğimizde kodlanan güzellikten mi (karşı cinste aradığımız ortak ölçümden mi) ? Yoksa doğal olarak oluşmuş “Altın Oran bu! tabiki güzel olacak!” algısından mı?

1.Tezim: Yukarıda bahsettiğim atalardan kodlanmış ihtiyaç temelli güzellik anlayışı

“Ne yani, güzellik illa karşı cinse olan ihtiyaç mı?” diyenleri hissedebiliyorum. Evet güzellik tam olarak; temel ihtiyaçların giderilmesi aslında… Protein ihtiyacı olan birine Et’in güzel gelmesi, şekeri düşen birinin o an tatlıyı güzel bulması, susayan biri için suyun güzel gelmesi, sigarayı bırakmış birinin nikatin ihtiyacından kaynaklı alakasız bir şekilde patlıcanı güzel bulması ve sevmesi, her biri temel ihtiyaçların giderilmesi ile oluşan güzellik kavramları. Kimine göre değişir kimine göre ortaktır.

Dünya’da aslında güzel dediğimiz her şey temel ihtiyaçların giderilmesinden ibaret olabilir. Görsel güzellik kriterimiz de bu temel ihtiyaca hizmet ettiğinden dolayı; evet! güzellik = karşı cinse karşı ihtiyaç sonucu oluşmuş, ataların o an ihtiyaçlarına göre belirlediği kriterlere göre üretilmiş, kodlanmış ölçü kriteridir. Bu kodlamanın nesilden nesile aktarılarak, sanatta, heykelde, mimaride kullanılmış olması bence mümkün.  Güzellik anlayışının atalardan kalan bir mirasla oluştuğunun farkında olmayan bir mimar, güzel olacak düşüncesi ile çizdiği bir binayı farkında olmadan Altın Orana (yani atalarının ideal vücut ölçü oranına) en uygun şekilde tasarlamış olabilir. Oluşturulan her bir eser,  yine atalarından kalan genetik miras ile güzellik anlayışına sahip insanlar tarafından beğenilmiş, beğenilmeye devam ettikçe ortak nokta ise hep aynı olmuş olabilir. Odaklanılması gereken Fi değil , aslında temel ihtiyaçlardır. Bir nesne fi’ye sahip olduğu için değil, atalarının vücut ölçüsü oranına benzediği için güzel olabilir. Bu durumda “Fi” kusursuzluğunu ataların yaratmış olduğu güzellik anlayışından almaktadır. Fi işte bu yüzden herkes tarafından beğenilmek zorunda kalınan bir orandır… Temeli güzelliktir, en uzak temeli ise “atalarının yaşam savaşından kaynaklı ihtiyaç duyduğu kişiye benzer olarak belirlediği güzelliktir” olarak değerlendirilebilir…

2. Tezim: Atalardan kalan güzellik anlayışı ile beslenen insanlığın hatırı sayılır güzellikte eserlerin referansı

Farkında olarak veya olmayarak genetikte kodlanan bu güzellik anlayışı ile oluşturulan Altın Oran’a sahip yapılar, üretilen eserler Dünya tarihinde önemli yerlere sahip. Mimaride güzellik anlayışı, sanatta güzellik anlayışı ile o dönemlerde belirgin bir fark oluşturulan eserler bugün bile hala beğenilmekte!

Peki gerçekten bu yapıların hepsi muazzam mı? Örneğin bir Taç Mahal ile Burc el-Arab kıyaslandığında neden tercih edilen hep Taç Mahal? Tartışmaya açıldığı zaman şüphesiz “Olur mu canım taç Mahal ile Burc el-Arab bir tutulabilir mi?” diyen çoğunluğu şimdiden tahmin ediyorum. Veya bugün gerçeğe yakın çizilmiş bir çizgi film karesinin, Mona Lisa ‘dan daha kaliteli olduğunu söylediğimde resim sanatından anlamayan yüzlerce insanın bile şiddetle karşımda durabileceğini de aynı şekilde biliyorum! Ne yani! Herkes Mona Lisa’yı gerçekten çok güzel bir kadın olarak mı görüyor? Hangi kadını Mona Lisa’ya tercih ederiz? O kadar anlatıldığı kadar kusursuz ve güzel mi bu Mona Lisa? Yoksa Mina Lisa’yı beğenmediğinizi söylerseniz cahillikle mi suçlanırsınız?

Dubai’de bulunan 163 katlı Burj Halife’nin Mısır piramitlerinden daha şaşırtıcı ve üstün mimarisini olduğunu söylesem ne düşünürsünüz? (ki söylüyorum) sanırım beni boş konuşmakla değerlendirirsiniz… Yani 163 katı bulunan, içerisinde 30 dan fazla asansörü, havuzu, otoparkı helikopter pisti, elektrik, su, internet hatta wifi sistemi bulunan gökyüzüne ulaşmış bir binayı, sadece labirent gibi taş odalardan oluşmuş Mısır Piramitleri ile karşılaştırdığım için “Nasıl sadece taş oda? Aynı şey mi?” şeklinde savunmaya geçebilirsiniz. Ve savunduğunuz zaman elinizde iki iddianız olur. 1. Mısır piramitilerinin matematiği çok kusursuz ve altın orana sahip olduğu (kulaktan duyma tabi) 2. O dönem o taşları yerinden oynatmak bile zor olduğu fikri… gibi iki basit tez. Hiç kimse Burj Halife nin karmaşık yapısına gerektiği değeri vermez. Veya Mısır Piramitlerinin bir tuğlasının o dönem vinç olmadan zor kaldırılacağı kabul edilir, bu dönemde vinçlerin olduğunu ve bu vinçlerin bile başlı başına bir mühendislik harikası olduğu kabul edilmez. Çünkü Mısır piramiti gibi Mona Lisa gibi yüzyıllardır kusursuz ve güzel olduğu konusunda hemfikir olunmuş bu eserlere değersizlik biçilemez. Onlar tarihin akışını belirler, altın orana sahiptir ve bu yüzden güzellerdir. Üzerilerine eser gelmesi mümkün değildir… Neden mümkün değildir? Çünkü son 200 yıldır bu eserler Altın Oran ile yapıldığı ısrarla dillendirilmekte ve pazarlanmaktadır. Bu  pazarlama ise Altın Oran’ın düşüncelerimizde “bu altın oran demek ki güzel, bu tarz bir eseri yapmak artık mümkün değil” bir algı sonucu oluşturur! (Belki de şu an budalalık yapıyorum.)

SONUÇ

“Ee şimdi ne oldu? Yazıya en güçlü silahım diye girdin, Altın Oran’dan bahsettin ve doğadaki örnekleri ile açıkladın, en sonda Altın Oranlı her şeyi beğendik diye bizi eleştirdin” diyebilirsiniz, haklısınız… Fakat ben de küçük çaplı bir tasarımcı olarak düşünüyorum ki Altın Oran tasarımın En Büyük Miti! Altın Oran sadece genetiğimizde kodlanan güzellik anlayışına ve bir kısım insanın yadsıyamadığı referanslardan güç almasından kaynaklı başka hiç bir şey değil! Bugün Mona Lisa’ya, Mısır Piramitlerine, Çiçeğe böceğe altın oran dememiş olsaydık, bugün Altın Oran ile tasarlandığı söylenen birçok tasarımı belkide rahatlıkla eleştirebilecektik.

Evet ben de Atın Oran kullanıyorum!  Müşterilerime sunum yaparken birden fazla logo sunumu yapıyor bir kısmında altın oran kullanıyor bir kısmında yapı gereği kullanamıyorum.  Çoğunlukla sadece altın oran’a sahip olduğu için içgüdüsel olarak beğenildiğine de şahit olduğum çalışmalarım çok oldu. Ama öte yandan altın oran kullanmadığım, aslında altın oran kullandığım çalışmalardan çok daha iyi çalışmalarımda oldu ve doğal olarak müşteri bu çalışmaya yöneldi. Bu yönelim sonrası seçenekler arasında seçtiği tasarımın altın oran olmadığını, diğer tasarımın altın oran olduğunu söylediğim zaman ise, aslında daha az beğendiği Altın Oran’a uygun olan tasarıma yönelmeye başladı… Yani asıl beğendiği çalışmayı, sadece “Altın Oran”a sahip olduğu için bir başka beğenmediği çalışmaya tercih edebildi. Ve satın aldığı bu çalışmanın altın oran olduğunu öğrendikten sonra çevresine gururla bundan bahsetti… Satmak istediğim, aslında altın oran olmayan bir başka tasarıma altın oran demiş olsaydım muhtemelen onu da satacaktım!

Özetleyecek olursak “Altın Oran” aslında tasarımda hiç bir şey ifade etmeyen temeli cinselliğe dayanan saçma bir formül. (Evet bunların hepsi seks…) Bir kısım insan  bunu içgüdüsel olarak beğenirken, bir kısım insanın ise tamamen baskı altında kaldığından dolayı beğenmek zorunda kalıyor. Sadece altın oranı beğenme konusunda psikoloji biliminde de araştırılmış bilimsel hiç bir kaynak yok. Dolayısı ile altın oranın değil, altın oranı oluşturan değerlerin temeline bakmak çok daha doğru olabilir.

Gerçek dünyada, insanlar altın oranı tercih etmek zorunda değil fakat mükemmel bir pazarlama aracı olduğu bir gerçek. Bende dandik bir tasarımcı olarak bu zaafları kullanarak ürün geliştirdiğim, yeteneksizliğimi örttüğüm ve bu konuyu hem fiziki hem psikolojik bir silah olarak kullanan bir pazarlamacı olsam da, Elon Musk gibi Dünya’yı başka gezegenlere taşıyacak fikirlerin oluştuğu yeni Dünya’da artık içgüdüsel normlara uymadan bir şey üretmek, kalıpların dışında tasarlamak ve ön yargısız beğenebilecek yeteneğe sahip olmak, sanki asıl doğru olması gereken kısım…

 

 

 

Fırat Uğurata

 

Kaynak

A Guide to the Golden Ratio (AKA Golden Section or Golden Mean) for Artists

Golden Ratio in Art Composition and Design

https://www.widewalls.ch/golden-ratio-examples-art-architecture-music/georgeus-seurat-golden-ratio/

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir